2017 RightsCon’un Ardından


RightsCon bu yıl ilk defa Avrupa’da bu tür etkinliklerin yegâne şehirlerinden birinde Brüksel’de gerçekleştirildi. Ülke ve şehir seçimine şaşırdık mı? Hayır! RightsCon geçen yıl Silikon Vadisi’nde, ondan önceki yıllarda ise Meksika, Uzak Doğu ve Kanada’da düzenlenmişti.

Öncelikle Rightscon nedir, ne zaman başladı kısaca onu özetleyelim.

Kısa Bir RightsCon Tarihi

RightsCon ilk defa 2011 yılında Arap Baharı’nın etkisiyle bir dijital hak platformunun arayışı fikri ile ortaya çıktı. Rightscon’un organizatörü ve en büyük sponsoru ise insan hakları ile öyle ya da böyle haşır neşir olan birçok kişinin bildiği ve yakından takip ettiği Access Now.

RightsCon’un yola çıkış pusulası ve mottosu aslında teknolojinin getirdiği avantajların kimi zaman dezavantajlara dönüşmesi ve özellikle dijital haklar ve dijital sorumluluk üzerine fikir teatileri ve yönetişimi yapıp gelecek teknolojik kaygıları değerlendirmek. RightsCon kapsamında 2011 yılından beri her sene sivil toplum örgütleri, avukatlar, hukukçular, bloggerlar, ağababası sayılan şirket yönetimleri ve yöneticileri, ICANN gibi kuruluşlar, akademisyenler, LGBT bireyler, diplomatlar hem katılımcı hem de konuşmacı olarak yer alıyor. Herhangi bir oturumda sunum yapan veya ürün ve projelerini tanıtmak için rol kapanlar, kendilerini şanslı olarak addediyorlar. Avrupa’da uzun zamandır beklenen ve sektörden birçok kesimi bir araya getiren; özellikle bilişim, veri koruma, insan hakları, yönetişim, global politika ile ilgilenenlerin bu toplantılar serisinde kendileri için yeni ve farklı konular bulabileceğini söyleyebilirim. (Evet, bir Internet Governance Forum değil.)

2017 RightsCon

Bu yıl, 250’den fazla oturum ve toplamda 20 adet konu vardı. Modüllerin arasından; “Freedom of Expression: Wtf Now?”, bu aralar Amerika’nın dolayısıyla Avrupa’nın gündeminden düşmeyen yalan haberler üzerine olan “The Truth is Out There: Fake News and Grappling with a Post-Truth Narrative”, şahsen konferansa katılma nedenlerimden biri olan “Privacy and Data Protection: New rules and practices for a data planet”, “The Frontier of Tech: Smart Cities, Biometrics and the Internet of Everything” ve benim en ilgimi çeken oturumlar serisi olan “Digital Security and Encryption: Protecting Us, Our Content and Our Networks” gözüme çarpanlar arasındaydı.

Access Now bu yıl hem toplantıların kolay takip edilmesi hem de organizasyonun düzgün yürümesi amacıyla konuları ayırarak numaralandırmış. Örneğin, siz veri koruma hukuku alanında çalışıyor iseniz numaranız 8. Bu nedenle 8 numaralı tüm oturumları takip etmeniz öneriliyor ve konferans kitapçığı da bu fikirle düzenlenmiş. Böylelikle veri koruma ile ilgili bir oturum veya sunum kaçırma gibi bir derdiniz olmuyor. Güzel fikir!

Açılış ve İlk Gün

29 Mart Çarşamba günü RightsCon, Crown Plaza’nın balo salonunda Access Now organizatörlerinin açılış konuşmasıyla başladı. Katılımın yüksek olmasına rağmen hatırı sayılır bir kalabalık da dışarıda hasret gidermek ve Belçika çikolatalı ikramları mideye indirmekle meşguldü (tamam ben de biraz yemiş olabilirim).

Katılacağım modülleri günler öncesinden belirlemiştim. Aslında seçtiğim bazı modüllerin birbirleriyle çok bağlantılı ve iç içe geçmiş olması oturumlar arası koşturmama ve bazı oturumlardan erken ayrılmama sebep olacağı açıktı. Ama sorun değildi. Odalar arası mesafeler kısaydı ve ben birçok kere Avcılar metrobüsüne binmiştim. Zorlu koşullar için antrenmanlıydım yani.

İlk gün sabah oturumlarında, yarı zamanlı olarak iki sunuma girmeye karar verdim. Bunlardan biri Delhi Üniversitesi İletişim Yönetişimi merkezinin organize ettiği “Confronting Online Hate Speech: Identification and Strategies” oturumuydu. Katılım oldukça yüksekti. Toplantıda nefret söyleminin aslında çok belirsiz olduğunun, insan haklarının kavramsal olarak oldukça havada kaldığının ve nefret söylemini önlemek için öncelikle yaptırımların kesin olarak belirlenmesi gerektiğinin üzerinde duruldu. Servis sağlayıcılarının sorumluluğunun nefret söyleminin engellenmesinde büyük rolü olduğu ve son yıllarda artan Müslümanlık karşıtı ifade ve söylemlerin internette oldukça hızlı yayıldığı ve aslında nefret söylemini engellemek için bu hızlı yayılmanın durdurulması gerekliliği tartışıldı. Özet olarak servis sağlayıcılarının sorumluluğunun en önemli kısmının içerik uyar-kaldır sistemi ile kaldırılsa bile aynı içeriğin tekrar yüklenmediğinden emin olunması şeklinde toplantının konusunu tek cümleye indirgemek mümkün.

Oturumların her biri toplamda 1 saat 15 dakika sürdüğü için 35 dakikamı bu oturuma ayırdıktan sonra hızlıca diğer toplantı salonunda yer alan “Childeren’s Rights Online: Privacy and Freedom of Expression” seminerine koştum. Kendimi zorla içeri aldırdım (Eğer toplantılar tamamen dolu ise kapılar kitleniyor ve içeri girmenize izin verilmiyor). UNICEF tarafından düzenlenen toplantıda, geçen yıl yine Brüksel’de gerçekleştirilen EuroDIG’ten tanıdık yüzler ve akademisyenlerin olduğunu fark etmemle beraber aslında oturumun akıbetini tahmin etmek benim için zor olmadı. Genel olarak aslında Avrupa’da an itibariyle oldukça tartışılan, çocukların çevrim içi ortamda GDPR nezdinde rızasının alınması, internette çocuk koruma filtreleri ve bu filtrelerin yarattığı “gerçek bilgiye veya doğru bilgiye ulaşmama” sorunları, çocukların sanal ortamda taciz edilmesi ve siber zorbalık toplantının gündemiydi. Her ne kadar Avrupa’da rıza GDPR bağlamında çözülmüş gibi gözükse de aslında çocukların anlayabileceği ve algılayabileceği bir dilde kullanım koşulları veya internet sitelerinin oluşturulması gerekliliğinin altı çizilerek çok uluslu birçok şirketin bu konuda eksik kaldığından bahsedildi.

Max Schrems’in ve Avrupa Komisyonu Direktörü Paul Nemitz’in konuşmacı olmasından ötürü “EU-US Privacy Shield: A Zero in Hero’s Clothing?” (kabul edelim başlık oldukça yaratıcı) başlıklı öğleden önceki son oturumda yerimi aldım. Şunu söylemeliyim ki Schrems hem özel hayatın gizliliği hem de Snowden’ın argümanlarına defalarca atıf yaparak özellikle Amerika ve Avrupa Birliği gözetleme politikalarına iyi çalışmıştı. Objektif olarak (!) söylemeliyim ki Nemitz’in yerinde olmak istemezdim. Nemitz, Privacy Shield’i savunurken “ama iyi bir pazarlık edip istediğimiz birçok maddeyi kabul ettirdik” argümanından ileriye gidemedi. Toplantının sonlarına doğru oturumdaki gerginlik, Access Now Avrupa politikaları direktörü Fanny Hidvegi‘nin, Shrems’e daha da destek vermesi ile tırmandı. Bu arada Schrems ile tanışma fırsatım oldu (tamam uzun uzadıya konuşmadık ama en azından artık bir merhabam var. Bu arada “If there is no picture never happened” demeyin. Fotoğraf çok fazla çekmedim.)

Yemekten sonra, Microsoft başkan yardımcısı Steve Crown’nın konuşmacı olduğu “Human Rights in the Age of Artifical Intelligence” sunumuna katıldım. Bulunduğumuz toplantı salonu diğerlerine göre oldukça küçüktü ve sanırım oturarak 35 kişiyi almasına rağmen, biz aşağı yukarı 70 kişiydik (yine de diğer oturumlara olan katılımdan çok daha az). Açıkçası ben pek beklediğimi bulamadım. Yapay zekanın yükselişi ve aslında Elon Musk’ın kamuoyunda defalarca yapay zekaya ilişkin dile getirdiği endişe ve korkularının sunumun merkezine oturacağını düşünürken (ve tabiki de Skynet ve devamı gelen insan ve makinenin karşı karşıya gelmesi ve kaçınılmaz robot istilası) bunun yerine Microsoft kurumsal yönetişim politikaları ve “.. Bilmiyorum bunu gelecek gösterecek.. Mmm şimdilik buna bir cevabım yok.” laflarından fazlası yoktu.

Akşamüstü katılmak istediğim iki oturumdan birincisi “Ligthning Talks: Personal Data and Privacy” ve bir diğeri de “Enabling the Free Flow of Data Globally: What Rules for Data Transfers”tı. Hepsine detaylı girmeyeceğim ama Lightning Talks kısaca sektörde özellikle veri koruma ve bunun üzerine çalışan yeni proje ve ürünlerin tanıtılmasından ibaretti. Türkiye veya başkaca yerlerde kurulabilecek değişik startup fikirleri veya çözüm önerileri bir anlamda oldukça ilgi çekiciydi.

Sakin Başlayan İkinci Gün

İlk gün, partiye gitmediğim ve saatlerimiz 20:00’yi gösterdiğinde prenses uykuma daldığım için, ikinci gün sabah 09:00’daki balo salonunda yapılan “Right to be Forgotten and Global Removals: Jursidction, Due Process and Impacts on Freedom of Expression” oturumuna çakı gibi hazır ve nazır sabah koşuma çıkarak gittim. Fakat salonda toplamda 15 kişiydik sanırım. Dün gece sert geçmişti anlaşılan. Koridorda yalpalayanlar göz doldurdu diyebilirim. Her neyse konumuza geri dönelim. Bu oturum Instituto de Tecnologia & Sociedade de Rio (ITS) tarafından organize edilmişti. Costeja kararının özellikle usul olarak önemli değişikliklere neden olduğunu ve bu değişikliklerin maddi hukuka yansıdığını ve özellikle Latin Amerika’da yer alan mahkemelerin unutulma hakkına ilişkin kararlarını Avrupa Adalet Divanı gibi davranarak aynı testlere tabi tuttuğuna fakat bunun her ülke hukukunda aynı şekilde işlemeyeceğine; unutulma hakkının kapsamının belirsiz olması sebebiyle birden fazla yoruma açık olduğuna ve bu nedenle Avrupa Adalet Divani yorumunun tek ve mutlak olmadığına değinildi. “Latin Amerika’dan bize ne?” demeyin arkadaşlar, önemli. (!) İlaveten, Brezilya’nın en büyük başarılarından birisi olan Marco de Civil üzerinde duruldu. Elimde buna ilişkin ITS tarafından hazırlanmış bir kitap var. İsteyenlere dijital olarak bir kopyasını gönderebilirim.

Sonrasında, ICANN tarafından organize edilen “Content Regulation and Private Ordering at Internet Governance Institutions” oturumuna katıldım. Yine salon oldukça küçük olmasına rağmen neredeyse kapılardan taşıyorduk. ICANN gibi sicillerin ve servis sağlayıcıların sorumluluğundan bahsedilirken önemli bir not olarak artık şirketlerin, milli hukukların veya topluluk hukukunun öngördüğü ağır ve baskıcı regülatif sorumluluklardan kaçmak adına kendi kurallarını oluşturduğunu (Code of Conduct) ve aslında GDPR’ın da bu kaçışı bir anlamda teşvik ettiğini (Binding Corporate Rules) söyleyebilirim.

Akşamüstü için daha teknik konuları tercih ettim ve bu nedenle şifreleme (encryption) ve DNA Database ile ilgili oturumlara katıldım. Konular baya ilgi çekici olmasına rağmen izleyicinin interaktif katılımı oldukça zayıftı. Bu nedenle özellikle GeneWatch UK tarafından düzenlenen oturumun verimli olmadığı kanısındayım.

Son gün ise yine veri koruma ve servis sağlayıcılarının sorumluluğu, sınır ötesi sorumluluk ve veri aktarımını konu alan seminerlere katıldım. Privacy Shield konusunda Avrupalıların bu anlaşmadan hiç memnun olmadığını ve fırsat buldukça özellikle sivil toplum örgütünde çalışanların ve akademisyenlerin bunu dile getirdiğini ve üst düzey katılımcıların (diplomatlar veya teknoloji şirketleri CEOları) bu nedenle oldukça gerildiğini gözlemledim.

İzlenimler

Konular oldukça çeşitliydi ve organizasyon için Access Now oldukça büyük bir emek vermişti. Fakat şahsen özellikle yapay zeka ve veri koruma gibi konuların daha detaylı işlenmesini ve konuşmacıların büyük ve çok uluslu şirketlerin yöneticileri olmasından ziyade sosyologlar, fütüristler ve siyaset bilimcilerden oluşmasını isterdim. Bu eksiklik sebebiyle bu yıl etkinliği biraz daha sektörel ihtiyaçlara cevap verir buldum.

Benim konferans ile izlenimlerim kısaca (!) bu kadardı.

Ah unutmadan…

Tabi ki Partiler…

Bütün konferans boyunca (3 gün) her gece parti vardı. Evet arkadaşlar. İçki su gibi akmıştı. Fakat size bunları aktaramıyorum. Çünkü hiçbirine gitmedim. Gidemedim. Neden? Çünkü üzerimden bir fil ordusu geçmiş ve hemen koştura koştura eve gidip yatmıştım. O nedenle çok üzgünüm. Ama söz gelecek yıl sizi bunlardan da mahrum etmeyeceğim.

Umarım gelecek sene konferans daha farklı konular ile Amerika veya Japonya’da değil en azından Belçika gibi bizlerin de kolayca gidebileceği bir ülkede düzenlenir (Türkiye hayal mi?). Hatta buradan Access Now‘a sesleniyorum. RightsCon EU yapmak iyi bir fikir gibi. Böylelikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yer alan meslektaşlarım da bu konferansa katılım şansı bulabilir.

Gelecek yıl RightsCon’da görüşmek üzere…

Selin Kaledelen

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde burslu olarak hukuk ve siyaset bilimleri fakültelerinden 2010 yılında mezun olmuştur. 2012 yılında, İsveç Lunds Universitat’da iki yıllık Avrupa Birliği Şirketler hukuku yüksek lisans programını tamamlayıp bitirme tezini internet sağlayıcılarının telif ihlalleri hususundaki sorumluluğu üzerinde yazmıştır. 2012 yılından 2014 yılına kadar Türkiye’nin önde gelen fikri mülkiyet bürolarında marka vekili ve avukat olarak çalışmıştır. 2015 yılında Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’nde bir yıllık staj programına kabul edilerek yılın en iyi stajyeri ödülünü almıştır. Selin, aynı zamanda Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan İnternette İnsan Hakları ve İlkeleri Şartı’nı ilk defa Türkçe’ye çevirmiş, İnternet Yönetişimi Forumu da dahil olmak üzere uluslararası birçok seminer ve konferansta internet ve internette insan hakları konusunda konuşmacı olarak yer almıştır. Şu an kişisel verilerin korunması ve bağlantılı insan hakları üzerinde çalışmaktadır.

Diğer yazıları için tıklayın:

Menü

Pin It on Pinterest