• Ana Sayfa
  • İnceleme
  • “Robotlar, Yapay Zekâ ve Hukuk” kitabı üzerine Av. Çağlar Ersoy ile röportaj

“Robotlar, Yapay Zekâ ve Hukuk” kitabı üzerine Av. Çağlar Ersoy ile röportaj


Yıllar yılı teknoloji alanındaki gelişmelerle birlikte sosyal hayatımızda ciddi değişiklikler meydana gelirken, farklı dönemlerde farklı süjeler teknolojik gelişmelerin odağında yer aldı. Son dönemlerde ise bu süjelerin en dikkat çekenlerinden biri de hayatımızda devrim niteliğinde değişikliklere sebep olacağı düşünülen yapay zekâdır. Yapay zekânın etki alanının bu denli geniş olması ve gündemde sürekli kalması neticesinde biz de geçtiğimiz mart ayında yayımlanan ve Av. Çağlar Ersoy tarafından kaleme alınan “Robotlar, Yapay Zekâ ve Hukuk” adlı kitabı inceledik. Ardından öncelikle bu kitap hakkında, sonra tüm dünyada oldukça güncel bir konu olan yapay zekânın hukuk alanındaki sonuçlarıyla ilgili Av. Çağlar Ersoy’la keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Robotlara ve yapay zekaya ilginiz nasıl başladı?

Genel anlamda teknolojiye ilgim olmuştur. Teknik anlamda çok bir yetkinliğim olmasa da özellikle bilgisayarların sağını solunu kurcalama, bir şeyin nasıl çalıştığını anlama konusunda hep bir merakım oldu. Sonrasında ise otonomi, kişilik tartışmalarıyla ilgilenmeye başladım. Özellikle de silahların kullanımı konusunda okumalara başladım. Sonrasında ilgim yapay zekâ ve robotlar üzerinde yoğunlaştı.

Automata’dan bir alıntı yaparak başlamak istiyorum,

“- Eğer yalnızca bir makineden ibaretsen, bana itaat etmen neden bu kadar zor?

– Bu senin de yalnızca bir maymun olduğunu söylemek gibi değil mi?”

Robotu insandan ayıran şey nedir sizce?

Bu, konunun nasıl ele alındığına bağlı. Eğer biyolojik açıdan ele alınırsa, bir tarafta organik diğer tarafta bunun tam aksi inorganik malzemeden oluşmuş bir varlık var. Bu canlılık kriterine göre değerlendirmedir. Ama böyle ele alındığında, böcekler, hayvanlar da canlı; ancak onlara kişilik vermemişiz. Bu nedenle canlılık kriteri değerlendirme için çok da yeterli değil. Bir de kişilik tartışmaları açısından robotların şu anki halini düşünerek değerlendirmek durumundayız. Robotlara bizi bilinçli olduklarına ikna edebildikleri zaman kişilik vermek düşünülebilir. Bundan önce bilincin ne olduğu çözülmeli ki bu zaten bizi aşan bir durum. Yani robotların o aşamaya gelmelerine daha var; ancak o aşamaya gelmeden de sosyal hayatta oldukça fazla yer almaya başladılar. Tıp alanında, yaşlı ve çocuk bakımında kullanılıyorlar. Robotların kullanıldığı bu alanlarda ortaya çıkabilecek sorunlar var ve bu sorunlar sorumluluğu da beraberinde getirir. Dolayısıyla onlara kişilik vermeden, hayatımıza sokmadan önce insanları güvenceye almamız gerekir. Sorumlu kim olacak tartışması hep yapılan bir tartışmadır. Bu sebeple ilk aşamada sorumlunun üretici mi yoksa yazılımcı mı olduğu hususuna netlik kazandırılmalıdır. Görünüş açısından da insana giderek daha çok benziyorlar, bu nedenle görünüşe bakarak bir değerlendirme yapmak da doğru değil. İnsan derisinin birebir aynısı üretildi bile. Şahsi fikrim robotların şu anki konumunun bir eşya oldukları yönünde,  dolayısıyla buna göre düzenleme yapılması gereklidir.

Bilgisayar aslında deterministik bir cihaz, verilen komut ne ise ona uyuyor. Peki bir süre sonra robotun kendi yazılımından sapıp verilen komutlara karşı çıkması mümkün olabilir mi?

Tabi bu tartışma çok var. Bir satırı çizip kendi bir satır ekleyebilir mi şeklinde. Yazılımcı değilim bu nedenle bu konuda tabii ki ahkam kesemem ancak yapay öğrenme (makine öğrenmesi) alanında, yani sinirsel ağa benzeyen bu yazılım mantığında bu tip durumlar mümkün. Robota tüm veriler girilmese dahi mevcut verilerden öğrenip kendi kodunu oluşturabiliyor. Ama bu yetkilendirmenin sınırının nasıl konulacağı tartışmalı. Bu sınırı geçen bir zekaya sahip olması da mümkün olduğu için bu tür senaryolar olası görünüyor bana.

Zaten herhalde kişilik verme tartışmaları da bu noktada önem kazanır?

Zekanın tanımı herkesçe farklı yapılıyor, kriterler herkese göre değişiyor. Zaten belirli bir noktaya geldikten sonra, hukuk düzenleri de kişilik verme konusuna meyledecektir. Aslında bu tamamen kanun koyucunun tanımlamasına kalmış bir şey. Nasıl tüzel kişiler için oluşturuldu, bunun da oluşturulması yasa koyucuya kalacaktır.

Robotların mevcut statüsü hakkında kitabınızda birden çok tezden bahsetmişsiniz, siz hangisine katılıyorsunuz?

Mevcut durumda eşya olduğunu kabul etmek en doğrusu olacaktır. Örneğin mahkemeye gidildiğinde kimse robotu dikkate almaz, hak ehliyeti yoktur, dava ehliyeti yoktur. Sözleşmenin tarafı olabilecek, o iradeyi ortaya koyabilecek durumda değiller.

Peki hukukçu olabilecek durumdalar mı? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarından yola çıkarak hukuki yapay zeka geliştirildi) ve %80 gibi bir oranda kararları doğru tahmin etme başarısına ulaştı. Hukuk dünyasında nasıl bir yer edinecekler?

Bu ayrı bir sektör ve her geçen gün hukuk dünyasına yerleşiyor. Hukukçu yaratılması ise şu an için çok mümkün değil. Bir avukatın yapabildiklerinin tümünü yapabilecek bir robot henüz yok. Kısa vadede, 25 yıl gibi bir sürede, belki avukatların yaptığı işlerin çoğunu yapabilecek hale gelebilirler ancak tamamen yerini alacak hale gelmelerini ben daha uzakta görüyorum. Çünkü duygusal yönleri henüz yok, insan ilişkileri konusunda sıkıntı yaşanabilecek yerler var, adliyede temsil gibi. Etik açıdan da adaleti sağlama işlevini bir robota yüklemek ne kadar doğru? Bu konuda tartışmalar mevcut, aynı ölümcül robotlarda insan öldürme yetkisini robota vermeli miyiz tartışması gibi. Bunlar hep teknolojinin gelişimiyle cevabını bulacak tartışmalar.

Peki robotun ehliyet statüsü ne olabilir, kendi aralarında nasıl sınıflandırılacaklar?

Şu anda böyle bir değerlendirme yapılsa mutfak robotu ile en gelişmiş robot arasında sınıflandırma değişebilir. Ya da bir robotun güncellenmiş haliyle eski hali arasında. Yine bilinç tartışması burada da vardır.

ElonMusk’ın yeni kurduğu bir şirket var: Neuralink. Beyin fonksiyonlarını makineye aktarmayı amaçlıyor. Bunun sonuçları ne olabilir?

Kitapta da bu konuya değindiğim küçük bir bölüm var. Ara yüzlerin son noktası olarak düşünüyorum ben. Doğrudan makine haline gelmenin bir adım öncesi. Öncelikle beynin tam olarak çözülmesi gerekiyor bunun için. Beyni matematiğe döndürme aşamasına gelinmesi amacı var. Yapılabilirse olanaklar sınırsız. Okuduğum kaynaklarda da beyin ve makine etkileşimi anlamında nanobotlardan bahsediliyor. Nano düzeyde oluşturulmuş robotlar üzerinden doğrudan beyindeki nöronlarla etkileşim kurulması amaçlanıyor. Bu durumda sanal gerçeklik gözlükleri, aparatları olmadan doğrudan beyinden sanki siz orda yaşıyormuşsunuz gibi sanal dünyanın yansıtılması mümkün olabilecek, deniliyor. Hatta kanımızda dolaşan nanobotlar olacak ve biz sanal gerçeklikte bir deneyim yaşamak istediğimizde onlar üzerinden bunu yaşayabileceğiz. Bu nedenle robotların tamamen dışarıda olacağını düşünmek yanlış olur, kendi içimizde dahi robotların olması mümkündür.

Aslında bu biraz da tehlikeli değil mi?

Tabii ki, özellikle güvenlik açığı bakımından büyük sorunlar yaratacaktır. Telefonlara, bilgisayarlara nasıl dışarıdan ulaşılabiliyorsa, bu nanobotlar da kendi içinde kapalı kutu olarak kalmayacaktır. Dışarıdan, wireless ile ulaşmak mümkün olacaktır. Nasıl internet ağına, bilgisayarlara saldırı yapılabiliyorsa bunun beyin fonksiyonlarına bağlı nanobotlara yapılmasının da ne kadar tehlikeli olacağını tahmin edebiliriz.

Bu yeni teknolojilerin toplumda alım gücüne göre sınıf ayrımını kuvvetlendirmesi de söz konusu değil mi?

Tabi bu yeni teknolojiler öncelikle devletler tarafından, genellikle ilk olarak askeri alanda kullanılıyor. Çünkü bu alan, devletlerin en çok maddi kaynak ayırdığı alan. Bundan sonra daha alınılabilir hale gelince de ticari hayata uygulanıp, market raflarına girmesi mümkün oluyor. Ancak bu sefer de çok pahalı oluyor ve toplumun sadece küçük bir kısmı ulaşabiliyor. Bu ilk dönemde sınıflar arasında çok büyük bir farkın ortaya çıkması mümkün olabilir hatta sırf bu sebeple ileride nefret suçlarıyla da karşılaşılabilir. Özellikle biyonik eklentiler, uzuvlara ulaşım anlamında bu yaşanabilir. Sonuçta insan olmanın daha ötesine geçmek söz konusu.

Bir nevi evrim…

Tabii ki, hem de evrimin yarattığı farktan çok daha hızlı bir fark söz konusu olacak. Adeta bir sıçrama söz konusu evrimden ziyade. Bu gelir farklarının çok ötesinde bir uçurum yaratacağı kesin. Bu nedenle sadece ülkemiz açısından değil dünya çapında değerlendirilmesi gerekiyor.

Asimov’un kitaplarında robotların yazılımında 3 Robot Yasası ve ek olarak Sıfırıncı Kanun denilen bir ana algoritma  var. Adeta robotların anayasası gibi. Bu gerçi biraz yazılımsal bir soru ama sizce böyle bir ana algoritma oluşturulabilir mi?

Ben bu konuda bazı eleştiriler okudum. Öncelikle Sıfırıncı Kanun hatırladığım kadarıyla “Bir robot insanlığa zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.” Bu durumda robotun nereden referans alacağı belirsiz bana göre de. İnsanlığa zararı tanımlama konusunda kanuni bir karşılığı yok, zararın ne olduğu belirsiz. Örneğin bizim göremediğimiz çok ileride gerçekleşecek feci bir tehlikeden korumak için robotun önlem alması gerekecek ve bunun için de zarar vermesi gerekecek. Bu durumda Asimov’un bu kuralları yetersiz kalıyor. Bir de bunun koda dökülme kısmı var, bu kanunlar arasında çelişki yaşandığında robotun mavi ekrana doğru gitmesi söz konusu olabilir… Robotun etik değerlendirmeyi nasıl yapacağı da belirsiz. Örneğin hep ileri sürülen bir hikaye vardır. Bir trende makinist sizsiniz, kolu çekerseniz bir kişi, çekmezseniz üç kişi ölecek, bu durumda ne yaparsınız diye. Bu durumda robotun nasıl karar vereceği bilinmiyor. Bu nedenlerle Asimov’un kanunlarının uygulanamazlığı ileri sürülüyor, kitaplardaki kurguya göre çok yerinde olsa da.

Son olarak, yapay zekayla ilgili Stephen Hawking uyarıyor, Bill Gates vergi konulmasını öneriyor, sizin bu konuda şu yapılmalı dediğiniz bir şey var mı?

Ben bu konuda Kate Crawford‘ı kendime yakın buluyorum. “Yapay zekânın dünyayı ele geçirme veya insanlığı yok etme, yani varlıksal tehdit anlamındaki tehdidi hep zengin ve beyaz erkeklere yöneliktir, fark ettiniz mi başka kimse bundan bahsetmiyor” diye bir eleştiride bulunuyor. Tabiki robotların insanlığa karşı bir tehdit oluşturup oluşturmayacağı daha belli değil ama daha o aşamaya gelmeden kendi önyargılarımızı bu sistemlere geçirmemiz söz konusu. Bir insanın olası suç işleme potansiyelini değerlendiren yazılımlar var, mülteci kamplarında bu yazılımlar kullanılıyor. Yüzüne bakarak açlık vb. durumunu görerek şu kadar ihtimalle suç işleyebilir, diyor. Bir bakıma fişleme, damgalama şeklinde. Bu tür işlerde yapay zeka kullanılıyor ve bu şekilde önyargılarımızı geçirmiş oluyoruz. Bu kalıcı hale gelirse, insanlık için silahları ele geçirip bizi taramaya başlamadan önceki tehlike bu olur.

İdil Gencosmanoğlu

1995 yılında Ankara'da doğdu. Robert Kolej'den mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi'nde hukuk eğitimine başladı ve hala devam ediyor. Yazlarını çeşitli hukuk bürolarında staj yaparak geçiren İdil, insan hakları ve teknoloji hukukuna ilgi duyuyor.

Diğer yazıları için tıklayın:

Bir Yorum

Menü

Pin It on Pinterest